Bu set, İngilizce'deki yaygın ifadeleri ve deyimleri öğrenmenize yardımcı olur.
On the fence (kararsız kalmak)
"Yeni bir araba alıp almayacağım ya da eski arabamı tamir ettirip ettirmeyeceğim konusunda hala kararsızım."
Call it a day (bugünlük paydos etmek)
"On saattir çalışıyoruz, bu yüzden bugünü bitirelim ve yarın tamamlayalım."
Break the ice (buzları eritmek)
"Toplantının başında havayı yumuşatmak için hafif bir şaka yaptı."
Bite the bullet (dişini sıkıp katlanmak)
"Dişçiye gitmekten nefret ediyorum ama katlanıp randevu almam gerekiyor."
Under the weather (keyifsiz, biraz hasta)
"Bugün işe gelmeyecek çünkü biraz keyifsiz hissediyor."
Spill the beans (sırrı ağzından kaçırmak)
"Sürpriz parti hakkındaki sırrı cumartesiden önce açığa vurma."
See eye to eye (aynı fikirde olmak)
"Kardeşimle siyaset konusunda her zaman aynı fikirde değiliz ama iyi geçiniriz."
Through thick and thin (iyi günde kötü günde)
"Yirmi yıldır en iyi arkadaşlar ve iyi günde kötü günde hep yakın kaldılar."
Hit the nail on the head (tam isabet ettirmek, taşı gediğine koymak)
"Asıl sorunun iletişim eksikliği olduğunu söylediğinde tam isabet ettin."
Back to the drawing board (başa dönmek, sıfırdan başlamak)
"İlk test tamamen başarısız oldu, bu yüzden tasarım ekibi için başa dönme zamanı."
Beat around the bush (lafı dolandırmak)
"Lafı dolandırmayı bırak ve bana doğrudan ne olduğunu söyle."
Cut to the chase (sadede gelmek)
"Fazla zamanımız yok, bu yüzden doğrudan konuya gelelim ve bütçeyi tartışalım."
Take with a grain of salt (ihtiyatla karşılamak)
"Uzman olmadığı için onun tavsiyesini ihtiyatla karşılamalısın."
Once in a blue moon (kırk yılda bir)
"Yurt dışında yaşıyor, bu yüzden onu çok nadiren görüyoruz."