Her Türk teknoloji çalışanının bilmesi gereken iş İngilizcesi deyimleri. "ball is in your court", "think outside the box", "touch base" ve daha fazlası. Profesyonel İngilizcenizi geliştirin.
The ball is in your court.
Top sende — sıra sende harekete geçme zamanı.
Let's touch base next week.
Gelecek hafta haberleşelim — iletişimde kalalım.
Think outside the box.
Kutunun dışında düşünmek — yaratıcı olmak.
We need to get the ball rolling.
İşleri başlatmamız gerekiyor — başlamak.
It's a win-win situation.
Her iki taraf için de kazançlı bir durum.
Let's circle back to this.
Buna sonra döneriz — şimdilik erteleyelim.
We're on the same page.
Aynı fikirdeyiz — anlaşıyoruz.
Cut to the chase.
Sadede gel — giriş yapmadan.
It's not rocket science.
Bu roket bilimi değil — karmaşık değil.
Bite the bullet.
Dişini sıkmak — hoş olmayan bir şey yapmak.
Back to the drawing board.
Başa dönmek — yeniden başlamak.
A game changer.
Oyunun kurallarını değiştiren — her şeyi değiştiren bir şey.
Low-hanging fruit.
Kolayca erişilebilir meyveler — kolayca yararlanılabilecek fırsatlar.
Move the needle.
İğneyi hareket ettirmek — önemli bir fark yaratmak.
Take it offline.
Bunu özelde konuşalım — toplantıda değil.
A no-brainer.
Besbelli — kolay bir karar.
On the same wavelength.
Aynı dalga boyunda — birbirini anlamak.
Going forward.
Bundan böyle — gelecekte.
Drill down into the details.
Detaylara inmek — derinlemesine araştırmak.
Hit the ground running.
Hızlı bir başlangıç yapmak — güçlü bir şekilde başlamak.
Boil it down to the essentials.
Özüne indirgemek — önemli olanla kalmak.
Throw under the bus.
Birini otobüsün altına atmak — başkasını suçlamak.
Reinvent the wheel.
Tekerleği yeniden icat etmek — gereksiz çaba.
Burn the midnight oil.
Gece geç saatlere kadar çalışmak — çok çalışmak.
Get your ducks in a row.
İşleri düzene sokmak — organize olmak.