Konuşma (Speaking) bölümündeki cevaplarınızın kulağa doğal ve sofistike gelmesini sağlayacak 45 hazır ifade. Mülakatın üç bölümü için de uygundur.
To be honest…
Dürüst olmak gerekirse… — samimi bir görüş için başlangıç.
From my perspective…
Benim bakış açımdan… — görüş paylaşmak için.
As far as I'm concerned…
Bana göre… — benim görüşüme göre.
It goes without saying that…
Şunu söylemeye gerek yok ki… — açıkça.
There's no doubt that…
Hiç şüphe yok ki… — kesinlikle.
I'd say that…
Şunu söyleyebilirim ki… — görüşü yumuşatma.
I tend to think that…
…diye düşünme eğilimindeyim — genellikle böyle düşünürüm.
It seems to me that…
Bana öyle geliyor ki… — görünüşe göre.
If I'm not mistaken…
Yanılmıyorsam… — hafif bir şüphe ifade etmek için.
Off the top of my head…
Şöyle bir düşündüğümde… — derinlemesine düşünmeden.
Now that you mention it…
Şimdi siz söyleyince… — bir fikri genişletmek için.
Let me think for a second…
Bir saniye düşüneyim… — zaman kazanmak için.
That's a tricky question.
Bu zor bir soru. — zaman kazanma.
Well, it depends on…
Pekala, bu şuna bağlı… — cevabı koşula bağlamak için.
Generally speaking…
Genel olarak konuşursak… — geniş anlamda.
By and large…
Genel olarak… — çoğunlukla.
On the whole…
Genel olarak… — genellikle.
For the most part…
Çoğunlukla… — genellikle.
What I mean is…
Demek istediğim şu ki… — açıklama.
In other words…
Başka bir deyişle… — yeniden ifade etmek için.
To put it simply…
Basitçe söylemek gerekirse… — basitleştirmek için.
For instance…
Örneğin… — örnek belirteci.
A good example is…
İyi bir örnek şudur… — örnek belirteci.
Take… for example
Örneğin… ele alalım — örnek belirteci.
On the one hand… on the other hand…
Bir yandan… diğer yandan… — karşıtlık.
Having said that…
Yine de… / Bununla birlikte… — söylenene çekince eklemek için.
That being said…
Bununla birlikte… — söylenene çekince eklemek için.
Whereas…
Oysa… — resmi karşıtlık.
Not only… but also…
Sadece… değil, aynı zamanda… — ekleme.
What's more…
Dahası… — ayrıca.
Furthermore…
Ayrıca — ek olarak.
It's a double-edged sword.
Bu iki ucu keskin bir kılıç. — hem artıları hem eksileri var.
It's a piece of cake.
Bu çocuk oyuncağı. — çok kolay.
Once in a blue moon
Kırk yılda bir — çok nadiren.
To kill two birds with one stone
Bir taşla iki kuş vurmak — iki şeyi başarmak.
I couldn't agree more.
Kesinlikle katılıyorum. — tamamen aynı fikirde olmak.
I beg to differ.
Farklı düşünüyorum. — kibarca karşı çıkmak.
All things considered…
Tüm bunlar göz önüne alındığında… — genel olarak.
When all is said and done…
Sonuç olarak… — nihayetinde.
At the end of the day…
Sonuçta… — en nihayetinde.
It's worth mentioning that…
Şunu belirtmekte fayda var ki… — kayda değer.
It's worth noting that…
Şunu not etmekte fayda var ki… — kayda değer.
Believe it or not…
İster inanın ister inanmayın… — şaşırtıcı bir şekilde.
As a matter of fact…
Aslında… — gerçekte.
To sum up…
Özetlemek gerekirse… — sonuçlandırmak için.